Subpage under development, new version coming soon!
Subject: Spor Haberleri
Bu sezon hakemler için rahat olacak :)
Hiçbir yönetici hakemlere satılmış diyemez artık :)
Hiçbir yönetici hakemlere satılmış diyemez artık :)
sadri şener den sonraki süreci karşılaştırdım abicim, diyorumki sadri reyizle birlikte Ts ist takımlarıyla arasındaki makası daraltmıştır :) geçmişe dönüp baktığımızda evet uefa kupanız var bilmem ne kadar şampiyonluklarınız var ama biz sizden daha başarılıyız zaaxd gibi çocukça şeyler yazmadım dikkat edersen :)))
Oruçlu musun ?
Hayır ama UEFA kupamız var :p
Bu arada UEFA yazarken farkettim. Yanlışlıkla R'ye basınca URFA oluyor :p
Hayır ama UEFA kupamız var :p
Bu arada UEFA yazarken farkettim. Yanlışlıkla R'ye basınca URFA oluyor :p
Yahu toprak iyiki 2. oldunuz , bir sezon önde bitirdiniz , bizden daha başarılı takım oldunuz hemen =) , mazallah şampiyon olsaydınız yanmıştık =) , trabzonspor forumlarında fazla pofpoflamayın derim kendinizi =) sonra yetişemiyoruz hızınıza buralarda =) sadri reyizmiş , ülenn o adam espiri yapacağım diye zaman harcamasaydı , şuan selçukta , egemende , ceyhunda trabzonspordaydı , yada hatırı sayılır bir para kazanmıştı =)
valla ben başkanımdan memnunum, her sezon o heyecanı yaşıyoruz yaşatıyoruz:) o da yeter. şampiyon olduk sayıyorum ben, biraz geç olacak ama vercekler kupayı bize, en azından fb de kalmayacak orası kesin :) şu olaylar olmasa adam gibi oyunlarını oynasalar selçukta kalırdı egemende kalırdı ama onlar sonraki süreçten korktular kaçtılar yapabileceğimiz birşey yok böyle oyuncularda var işte.
illede buyuk takıma gıdecegım dıye tutturan oyuncuda var işte. samsunsporda da var ne yapalım.
siz hala kemal i vermediniz mi, hadi biraz hızlı olun ama... :)
O oyuncuların gitmesi , tamam gidebilir ama , parasız gitmeleri tamamen yönetim hatasıdır ve bu hata trabzonspora 15 milyon euro para kaybettirmiştir , takımına 15 milyon euro para kaybettiren başkan ve yönetimi o işi bilmiyor demektir , trabzonsporun başarısının tek nedeni şenol güneştir , o yönetimde onun sırtına binmiş gidiyor işte =)) Selçuk en az 10 ederdi , oda en az diyorum , egemen 3 desek , ceyhunda 2 diyelim , temiz 15 m euro.
1 senelik 2.5m € + kaptanlık teklif ettik sonra seni avrupaya postalarız dedik adam ts dağılacak endişesiyle tuttuğu takıma gitti imzayı çaktı, ne yapsın sadri şener :) size imza atmadan önce son bir görüşme daha yapacaktı parayı belki dahada artıracaktı yada farklı şeyler sunacaktı önüne ama o gelmedi bile görüşmeye, yapacak birşey yok. avrupadan tekliflerde geldi selçuk a ama o menajeri varya, girdi adamın aklına size yolladı temiz 1.2m € cebe indirdi tek başına :) neden avrupaya gitmedi sanıyosun topraağum ? :))) kendi ağzıyla söyledi menajeri, amaçları farklıymış biz ne yapalım... hee selçuk un ederi 10m € felan diyorsunda, inan ilerde teklif gelirse bu rakamın altında olur, arda bile 12m € paraya gitti.
egemen olayına gelirsek, abd den gelen rapor felan birşeyler diyorlar yaş 30 civarı, sakatlık sorunu var abd den gelen rapor bu yönde... ama ne derece doğru orasını bilemem, tek bildiğim bjk nin verdiği yıllık 1.1m € parayı bizimde çok rahat verebileceğimiz.. bu işte başka birşey var, tahminimce egemenle yönetimden bazı isimler arasında gerginlik oldu. yada egemen kaptanlığın kendisinden alınmasını yediremedi, küstü gitti. para meselesi olduğunu sanmıyorum... ceyhun un zaten 1 yıl daha opsiyonu vardı istesek uzatırdık onuda bıraktılar, beğenmiyordum orta sahada çok pas hatası yapıyor çok hantal bir oyuncu, geliştiremedi kendisini bir türlü, bana göre kayıp değil.
egemen olayına gelirsek, abd den gelen rapor felan birşeyler diyorlar yaş 30 civarı, sakatlık sorunu var abd den gelen rapor bu yönde... ama ne derece doğru orasını bilemem, tek bildiğim bjk nin verdiği yıllık 1.1m € parayı bizimde çok rahat verebileceğimiz.. bu işte başka birşey var, tahminimce egemenle yönetimden bazı isimler arasında gerginlik oldu. yada egemen kaptanlığın kendisinden alınmasını yediremedi, küstü gitti. para meselesi olduğunu sanmıyorum... ceyhun un zaten 1 yıl daha opsiyonu vardı istesek uzatırdık onuda bıraktılar, beğenmiyordum orta sahada çok pas hatası yapıyor çok hantal bir oyuncu, geliştiremedi kendisini bir türlü, bana göre kayıp değil.
Hem biz daha fazla verdik ama o tuttuğu takıma gitti diyorsun,
hem de para için Galatasaray'ı seçti diyorsun :)
hem de para için Galatasaray'ı seçti diyorsun :)
Safiyesiz Faik Şov! Uğur Meleke
Belki biraz iddialı bulacaksınız, ama korkarım “15 Ağustos 2011” Türk futbolu için acı bir milat özelliği taşıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı M.Ali Aydınlar’ın yaptığı o basın açıklaması, 88 yıllık federasyon tarihinin en talihsiz ve (hatta belki farkında olmadan) en zararlı beyanatıymış hissiyatı doğurdu bende...
Neden mi? Anlatayım...
SORU 1: AÇIKLAMANIN YAPILMA BİÇİMİ DOĞRU MUYDU?
Öncelikle o gün yapılacak toplantıyla ilgili kamuoyunda oluşturulan beklenti, saat beş buçuk sularında yaşanan hayal kırıklığının boyutunu milyonla çarptı. TFF Başkanı prompterdan çok uzun metin okudu, ama aslında pek bir şey söylemedi! Toplantıya rekor sayıda basın mensubu katıldı, ama ortaya çıkan rekor düzeyde hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Madem açıklamanın içeriği buydu, neden böyle büyük bir beklenti oluşturuldu? Böyle bir açıklama, pekâlâ yazılı olarak da yapılabilirdi!
TFF Başkanı Aydınlar özetle, nihai kararın iddianamenin oluşturulmasından sonra verileceğini söyledi; ama herkesin aklına ister istemez “Ligler zamanında başlayacak, Süper Kupa finali vaktinde oynanacak” açıklamaları geldi! İddianame oluşturulduktan sonra TFF, “Nihai kararı mahkemenin sonucuna göre vereceğiz” derse artık kimse şaşırır mı? Sanırım şaşırmaz.
SORU 2: TFF’NİN AMACI, “TÜRK FUTBOLUNUN BU KRİZİ EN AZ ZARARLA ATLATMASI” MI OLMALIYDI?
Bence, kamuoyundaki bugünkü güvensizlik ortamının fitili, “Türk futbolu bu krizi en az zararla atlatmalı” safsatasıyla yakılmıştı. Aslında TFF bu davayı, bu cümleyi kurduğu gün kaybetti.
Şu benzetmeyi yapmak zorunda kalıyorum: “Bir aile içinde ensest ilişki yaşandığına dair şüphe var. Ailenin tüm fertleri mahkemeye çıkıyor. Canı yanmış baba, “Önemli olan bu krizi, ailemize en az zararı verecek şekilde atlatmak” diyor!”
TFF’nin şike krizini en az zararla atlatalım düşüncesi, Kulüpler Birliği’nin de toplantı yapıp “birlik beraberlik” mesajı vermesi, biraz bu ailenin haline benziyor! Oysa gün, “Darağacında bile XSpor” , “Darağacında bile Türk futbolu” deme günü değil... Gün, “Darağacında bile adalet” dileme günü...
Eğer, “Büyük takımlar küme düşecek, yayın gelirleri sekteye uğrayacak, Süper Lig kulüpleri ciddi bir ekonomik darbe yiyecek” endişesiyle radikal kararlar almaktan kaçılıyorsa; Türk futboluna iyilik değil, kötülük ediliyor! Bir kulübün havuzdan aldığı pay yüzde 50 azaldığında ekonomisi çökecekse, zaten 2014’te UEFA Finansal Fair-Play kriterleri eksiksiz yürürlüğe girdiğinde o takım bu ligde yarışamayacak demektir. İki sene içinde giderleriyle gelirlerini dengeye getiremeyecek, havuzdan aldığı pay düştüğünde dükkânını döndüremeyecek bir kulübün bugün iflas bayrağını çekmesi, belki de 2014’te çekmesinden daha hayırlı...
SORU 3: KANAATLE KARAR VERMEK ADALETSİZLİK Mİ DOĞURUR?
Eğer TFF, 15 Ağustos’taki açıklamayı “Türk futbolunun az zarar görmesi” düşüncesiyle değil, “Kanaatle karar vermek adaletsizlik doğurur” zihniyetiyle yaptıysa, bu kez haklı kabul edilebilir mi?
Benim fikrim, cevabın yine “hayır” olduğu yönünde ... Çünkü futbolu yalnızca ceza hukukuna teslim etmek, spor hukukunu fiilen yok saymak anlamına geliyor. Eğer federasyonlar sportif kararları sadece yıllar süren mahkemelerin sonuçlarına göre alsaydı İtalya halen Calciopoli’2006’yı tam olarak çözememiş olacaktı. Ya da Türk futbolu, Ankaraspor/Ankaragücü sorununu halledememiş olacaktı bugün... Oysa spor çok hızlı işliyor; oyun, mahkemelerden çok çok daha hızlı akıyor.
Yaşanmış bir örnek, aslında bizim için yol gösterici olabilir: İtalya Futbol Federasyonu, Calciopoli’yle ilgili ilk kanaatine göre Juventus’u üçüncü lige düşürecekti, ama belge akışı hızlandıkça kararını ikinci lig olarak değiştirdi. İlk planda Milan’dan 15 puan silecekti, ama lig başladıktan sonra cezayı 8 puana düşürdü.
Yani federasyonlar pekâlâ kanaatle karar verebiliyorlar. Hatta gerekirse bu cezaları sezon içinde değiştirip en âdil hale getirebiliyorlar. Çünkü esas maksatları “Bu krizi İtalyan futbolunun en az zararla atlatması” filan değil. Saf ve pürüzsüz “adalet” i sağlamak.
SORU 4: TFF’NİN ELİNDE KANAAT OLUŞTURMAYA YETER DÜZEYDE BELGE VAR MIYDI?
Bu noktada akla gelen kritik soru sanırım şu: İtalya Federasyonu’nun elinde Moggi’nin hakem atamalarına direkt tesir ettiğine dair konuşma kayıtları vardı ve ivedilikle karar verebildiler. Peki TFF’nin elinde kanaat sahibi olabilecek düzeyde belge var mıydı?
Bu sorunun cevabını tabii ki sadece kozmik odaya girebilenler, bir de her nasılsa o odadan bilgi sızdırabilen(!) bazı meslektaşlarımız biliyorlar! Ama şu iki sorunun yanıtını tüm TFF Yönetim Kurulu üyeleri biliyor olmalılar:
a) Eğer TFF’nin elinde karar için kanaat oluşturabilecek düzeyde belge yoktu ise, neden üçü futbolcu, ikisi antrenör (yani beşi doğrudan sahanın içinde olan) toplam 17 kişi PFDK’ya tedbirsiz değil, TEDBİRLİ OLARAK sevk edildiler? Bu tedbirli sevk kararı, “Elimizde yeterli delil yok” açıklamasıyla çelişmiyor mu?
b) Bir TFF yöneticisinin, “Beşiktaş’ı da kurtardık sayemde. Teşekkür etmeleri lazım. Değil mi? Başka kimsede yok ki bu kadar şey... Sonuç...” cümleleri de bir kanaat itirafı sayılmaz mı?
“Sonuç” sözcüğünün (açıklama sahibinin iddia ettiği gibi) yabancı oyuncu yerine kullanılmış olduğunu algılayamamış olmam, benim zekâ geriliğimle mi ilgili acaba?
SORU 5: AVRUPA KUPALARINA GİDİŞ , KULÜPLERİN İNİSİYATİFİNE BIRAKILABİLİR Mİ?
TFF’nin kanaatle karar veremeyip, bazı kulüplerin sezon içinde UEFA tarafından Avrupa kupalarından ihraç ihtimalinin önünü açması da, Türk futboluna küçük çaplı bir ihanet...
Çünkü bir (ya da birkaç) takımımızın Avrupa kupalarından ihracı sadece itibar açısından değil, sportif ve ekonomik açıdan da bedel ödememize neden olacak. Üstat Cemal Ersen 26 Temmuz’da Milliyet’te bu detaya değinmişti: Sportif olarak (şu anda 10’uncu olduğumuz) kıta sıralamasında ilk 12’nin dışında kalmak demek, 2013-14’te Şampiyonlar Ligi’ne direkt takım gönderememek demek. Devler Ligi’ne takım sokamamak demek, asgari 25 milyon euroluk gelirden de mahrum kalmak demek.
Ayrıca TFF’nin kamuoyunda oluşturduğu “Avrupa kupalarına göndereceğimiz takımları değiştirme vakti zaten geçti” imajı da doğru değil... İtalya, 6 Temmuz 2006’da UEFA’ya verdiği takım listesini 26 Temmuz’da pekâlâ değiştirmiş; iki yeni kulübünü Avrupa’ya gönderebilmişti.
SORU 6: PEKİ, TEK SUÇLU TFF Mİ?
Tabii ki bütün bu kaos ortamının faturasını TFF’ye çıkarmak da çok büyük haksızlık olur. Çünkü sokaktaki adama “gizlilik prensibi” filan dediğinizde artık gülüyor; Hürriyet’te, Habertürk’te, Takvim’de, Bugün’de ve başka birçok gazetede; bir Vatan yazarının ya da bir Taraf yazarının köşesinde okuduklarının gizli olmamasına anlam veremiyor.
Artık kamuoyu, spor ailesinde (biz dahil) hemen hiç kimsenin temiz olduğuna inanmıyor; “Suçluların dünyasında tek gerçek günah yakalanmakmış” diyor içinden... Şike soruşturması kapsamında yayına başlayan “Ne olur bana yardım edin Memedalibey Şov” la “Safiyesiz Faik Şov” u birer reality-şov hissiyatıyla gülerek ve eğlenerek takip ediyor halk...
SORU 7: ŞİMDİ NE OLACAK?
Kamuoyundaki güven erozyonu bu denli derin olunca, tamirinin uzun yıllar alacağını tahmin etmek de zor olmuyor.
Artık önümüzdeki yıl futbolcular sahaya avukatlarıyla mı çıkacak, boş kaleye golü atamayan oyuncunun maç sonu açıklamasını hukuk müşaviri mi yapacak, doğrusu bilemiyoruz!
Ama şunu biliyoruz: Eğer bir önceki meclis, Şiddet Yasası’nı yenilerken spor mahkemelerinin kuruluşunun yolunu da açabilseydi; bugünkü krizi daha hızlı çözebilecektik. Belki o zaman TFF, bu kritik kararı kanaatle verme yükü altına girmek zorunda kalmayacak, iş mahkemede halledilecekti.
Olmadı. Bundan sonra da ne olsa, kekremsi bir tat kalacak damağımızda... 9 Eylül’den sonra ne karar alınırsa alınsın tatsız yıllar bekliyor bizi... Çünkü “geç kalmış adalet”, gerçek adalet olmuyor.
Belki biraz iddialı bulacaksınız, ama korkarım “15 Ağustos 2011” Türk futbolu için acı bir milat özelliği taşıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı M.Ali Aydınlar’ın yaptığı o basın açıklaması, 88 yıllık federasyon tarihinin en talihsiz ve (hatta belki farkında olmadan) en zararlı beyanatıymış hissiyatı doğurdu bende...
Neden mi? Anlatayım...
SORU 1: AÇIKLAMANIN YAPILMA BİÇİMİ DOĞRU MUYDU?
Öncelikle o gün yapılacak toplantıyla ilgili kamuoyunda oluşturulan beklenti, saat beş buçuk sularında yaşanan hayal kırıklığının boyutunu milyonla çarptı. TFF Başkanı prompterdan çok uzun metin okudu, ama aslında pek bir şey söylemedi! Toplantıya rekor sayıda basın mensubu katıldı, ama ortaya çıkan rekor düzeyde hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Madem açıklamanın içeriği buydu, neden böyle büyük bir beklenti oluşturuldu? Böyle bir açıklama, pekâlâ yazılı olarak da yapılabilirdi!
TFF Başkanı Aydınlar özetle, nihai kararın iddianamenin oluşturulmasından sonra verileceğini söyledi; ama herkesin aklına ister istemez “Ligler zamanında başlayacak, Süper Kupa finali vaktinde oynanacak” açıklamaları geldi! İddianame oluşturulduktan sonra TFF, “Nihai kararı mahkemenin sonucuna göre vereceğiz” derse artık kimse şaşırır mı? Sanırım şaşırmaz.
SORU 2: TFF’NİN AMACI, “TÜRK FUTBOLUNUN BU KRİZİ EN AZ ZARARLA ATLATMASI” MI OLMALIYDI?
Bence, kamuoyundaki bugünkü güvensizlik ortamının fitili, “Türk futbolu bu krizi en az zararla atlatmalı” safsatasıyla yakılmıştı. Aslında TFF bu davayı, bu cümleyi kurduğu gün kaybetti.
Şu benzetmeyi yapmak zorunda kalıyorum: “Bir aile içinde ensest ilişki yaşandığına dair şüphe var. Ailenin tüm fertleri mahkemeye çıkıyor. Canı yanmış baba, “Önemli olan bu krizi, ailemize en az zararı verecek şekilde atlatmak” diyor!”
TFF’nin şike krizini en az zararla atlatalım düşüncesi, Kulüpler Birliği’nin de toplantı yapıp “birlik beraberlik” mesajı vermesi, biraz bu ailenin haline benziyor! Oysa gün, “Darağacında bile XSpor” , “Darağacında bile Türk futbolu” deme günü değil... Gün, “Darağacında bile adalet” dileme günü...
Eğer, “Büyük takımlar küme düşecek, yayın gelirleri sekteye uğrayacak, Süper Lig kulüpleri ciddi bir ekonomik darbe yiyecek” endişesiyle radikal kararlar almaktan kaçılıyorsa; Türk futboluna iyilik değil, kötülük ediliyor! Bir kulübün havuzdan aldığı pay yüzde 50 azaldığında ekonomisi çökecekse, zaten 2014’te UEFA Finansal Fair-Play kriterleri eksiksiz yürürlüğe girdiğinde o takım bu ligde yarışamayacak demektir. İki sene içinde giderleriyle gelirlerini dengeye getiremeyecek, havuzdan aldığı pay düştüğünde dükkânını döndüremeyecek bir kulübün bugün iflas bayrağını çekmesi, belki de 2014’te çekmesinden daha hayırlı...
SORU 3: KANAATLE KARAR VERMEK ADALETSİZLİK Mİ DOĞURUR?
Eğer TFF, 15 Ağustos’taki açıklamayı “Türk futbolunun az zarar görmesi” düşüncesiyle değil, “Kanaatle karar vermek adaletsizlik doğurur” zihniyetiyle yaptıysa, bu kez haklı kabul edilebilir mi?
Benim fikrim, cevabın yine “hayır” olduğu yönünde ... Çünkü futbolu yalnızca ceza hukukuna teslim etmek, spor hukukunu fiilen yok saymak anlamına geliyor. Eğer federasyonlar sportif kararları sadece yıllar süren mahkemelerin sonuçlarına göre alsaydı İtalya halen Calciopoli’2006’yı tam olarak çözememiş olacaktı. Ya da Türk futbolu, Ankaraspor/Ankaragücü sorununu halledememiş olacaktı bugün... Oysa spor çok hızlı işliyor; oyun, mahkemelerden çok çok daha hızlı akıyor.
Yaşanmış bir örnek, aslında bizim için yol gösterici olabilir: İtalya Futbol Federasyonu, Calciopoli’yle ilgili ilk kanaatine göre Juventus’u üçüncü lige düşürecekti, ama belge akışı hızlandıkça kararını ikinci lig olarak değiştirdi. İlk planda Milan’dan 15 puan silecekti, ama lig başladıktan sonra cezayı 8 puana düşürdü.
Yani federasyonlar pekâlâ kanaatle karar verebiliyorlar. Hatta gerekirse bu cezaları sezon içinde değiştirip en âdil hale getirebiliyorlar. Çünkü esas maksatları “Bu krizi İtalyan futbolunun en az zararla atlatması” filan değil. Saf ve pürüzsüz “adalet” i sağlamak.
SORU 4: TFF’NİN ELİNDE KANAAT OLUŞTURMAYA YETER DÜZEYDE BELGE VAR MIYDI?
Bu noktada akla gelen kritik soru sanırım şu: İtalya Federasyonu’nun elinde Moggi’nin hakem atamalarına direkt tesir ettiğine dair konuşma kayıtları vardı ve ivedilikle karar verebildiler. Peki TFF’nin elinde kanaat sahibi olabilecek düzeyde belge var mıydı?
Bu sorunun cevabını tabii ki sadece kozmik odaya girebilenler, bir de her nasılsa o odadan bilgi sızdırabilen(!) bazı meslektaşlarımız biliyorlar! Ama şu iki sorunun yanıtını tüm TFF Yönetim Kurulu üyeleri biliyor olmalılar:
a) Eğer TFF’nin elinde karar için kanaat oluşturabilecek düzeyde belge yoktu ise, neden üçü futbolcu, ikisi antrenör (yani beşi doğrudan sahanın içinde olan) toplam 17 kişi PFDK’ya tedbirsiz değil, TEDBİRLİ OLARAK sevk edildiler? Bu tedbirli sevk kararı, “Elimizde yeterli delil yok” açıklamasıyla çelişmiyor mu?
b) Bir TFF yöneticisinin, “Beşiktaş’ı da kurtardık sayemde. Teşekkür etmeleri lazım. Değil mi? Başka kimsede yok ki bu kadar şey... Sonuç...” cümleleri de bir kanaat itirafı sayılmaz mı?
“Sonuç” sözcüğünün (açıklama sahibinin iddia ettiği gibi) yabancı oyuncu yerine kullanılmış olduğunu algılayamamış olmam, benim zekâ geriliğimle mi ilgili acaba?
SORU 5: AVRUPA KUPALARINA GİDİŞ , KULÜPLERİN İNİSİYATİFİNE BIRAKILABİLİR Mİ?
TFF’nin kanaatle karar veremeyip, bazı kulüplerin sezon içinde UEFA tarafından Avrupa kupalarından ihraç ihtimalinin önünü açması da, Türk futboluna küçük çaplı bir ihanet...
Çünkü bir (ya da birkaç) takımımızın Avrupa kupalarından ihracı sadece itibar açısından değil, sportif ve ekonomik açıdan da bedel ödememize neden olacak. Üstat Cemal Ersen 26 Temmuz’da Milliyet’te bu detaya değinmişti: Sportif olarak (şu anda 10’uncu olduğumuz) kıta sıralamasında ilk 12’nin dışında kalmak demek, 2013-14’te Şampiyonlar Ligi’ne direkt takım gönderememek demek. Devler Ligi’ne takım sokamamak demek, asgari 25 milyon euroluk gelirden de mahrum kalmak demek.
Ayrıca TFF’nin kamuoyunda oluşturduğu “Avrupa kupalarına göndereceğimiz takımları değiştirme vakti zaten geçti” imajı da doğru değil... İtalya, 6 Temmuz 2006’da UEFA’ya verdiği takım listesini 26 Temmuz’da pekâlâ değiştirmiş; iki yeni kulübünü Avrupa’ya gönderebilmişti.
SORU 6: PEKİ, TEK SUÇLU TFF Mİ?
Tabii ki bütün bu kaos ortamının faturasını TFF’ye çıkarmak da çok büyük haksızlık olur. Çünkü sokaktaki adama “gizlilik prensibi” filan dediğinizde artık gülüyor; Hürriyet’te, Habertürk’te, Takvim’de, Bugün’de ve başka birçok gazetede; bir Vatan yazarının ya da bir Taraf yazarının köşesinde okuduklarının gizli olmamasına anlam veremiyor.
Artık kamuoyu, spor ailesinde (biz dahil) hemen hiç kimsenin temiz olduğuna inanmıyor; “Suçluların dünyasında tek gerçek günah yakalanmakmış” diyor içinden... Şike soruşturması kapsamında yayına başlayan “Ne olur bana yardım edin Memedalibey Şov” la “Safiyesiz Faik Şov” u birer reality-şov hissiyatıyla gülerek ve eğlenerek takip ediyor halk...
SORU 7: ŞİMDİ NE OLACAK?
Kamuoyundaki güven erozyonu bu denli derin olunca, tamirinin uzun yıllar alacağını tahmin etmek de zor olmuyor.
Artık önümüzdeki yıl futbolcular sahaya avukatlarıyla mı çıkacak, boş kaleye golü atamayan oyuncunun maç sonu açıklamasını hukuk müşaviri mi yapacak, doğrusu bilemiyoruz!
Ama şunu biliyoruz: Eğer bir önceki meclis, Şiddet Yasası’nı yenilerken spor mahkemelerinin kuruluşunun yolunu da açabilseydi; bugünkü krizi daha hızlı çözebilecektik. Belki o zaman TFF, bu kritik kararı kanaatle verme yükü altına girmek zorunda kalmayacak, iş mahkemede halledilecekti.
Olmadı. Bundan sonra da ne olsa, kekremsi bir tat kalacak damağımızda... 9 Eylül’den sonra ne karar alınırsa alınsın tatsız yıllar bekliyor bizi... Çünkü “geç kalmış adalet”, gerçek adalet olmuyor.
patronun seni yanına çağırıyor ve şunları söylüyor : berkçim(berk miydi la adın), bak panpiş... durumlar kötü ama iyi bir elemanımızsın seni işten çıkarmak istemiyoruz, aylık 1.500 TL alıyordun zammı yaptım ahada oldu maaşın 2.000 TL diyor.
seviniyorsun tabi, mesai bitiyor bar karı kız felan derken yorgun argın bir şekilde eve gidiyorsun. telefonun çalıyor kankin arıyor diyorki : lan berk süper iş buldum yeni biryer, senlen beni şak diye alırlar patron tanıdık, iyide maaş veriyorlar aylık 2.250 TL + ek şeyler felan:)))
kafan karışıyor, düşünüyorsun sesli sesli : ulan 4 senedir burda çalışıyorum arkadaşlar felan aslında alıştık buraya, maaşta iyi işte geçinip gidiyoruz. çıkarsam burdan ayıp olacak ama oranında şartları iyi ya, yeni bir heyecan arasam mı acaba ? derkeeeen bu iş aklına yatıyor istifayı gömüyosun ve arkadaşının tavsiye ettiği yerde işe başlıyorsun, tabi ortam felanda daha güzel :) hemen yan masada gıdaklamaya hazır piliçler felan senii çakaal hadi yine iyisin :))))) nese fazla uzatmayalım burdan dizi film çıkar :):):)
anladın mı olayı panpa ? :))))) toprağum ya sen ? :)
seviniyorsun tabi, mesai bitiyor bar karı kız felan derken yorgun argın bir şekilde eve gidiyorsun. telefonun çalıyor kankin arıyor diyorki : lan berk süper iş buldum yeni biryer, senlen beni şak diye alırlar patron tanıdık, iyide maaş veriyorlar aylık 2.250 TL + ek şeyler felan:)))
kafan karışıyor, düşünüyorsun sesli sesli : ulan 4 senedir burda çalışıyorum arkadaşlar felan aslında alıştık buraya, maaşta iyi işte geçinip gidiyoruz. çıkarsam burdan ayıp olacak ama oranında şartları iyi ya, yeni bir heyecan arasam mı acaba ? derkeeeen bu iş aklına yatıyor istifayı gömüyosun ve arkadaşının tavsiye ettiği yerde işe başlıyorsun, tabi ortam felanda daha güzel :) hemen yan masada gıdaklamaya hazır piliçler felan senii çakaal hadi yine iyisin :))))) nese fazla uzatmayalım burdan dizi film çıkar :):):)
anladın mı olayı panpa ? :))))) toprağum ya sen ? :)
Selçuk doğru olanı yapmış o zaman panpa :)
Ama neden sesli düşündüm o kısmı anlamadım.
Ama neden sesli düşündüm o kısmı anlamadım.
kendi yazımı okudumda şimdi, selçuk un yerinde bende olsam giderdim lan... valla doğrusunu yapmış, bendede var demek bir ... neyse :)))
Panpa örnekte aylık 500 TL fazla kazandığını düşünelim.
Arkadaşlarının yaş ortalaması da 25 diyelim.
Gelelim sene 2050'ye;
Arkadaşları 65 yaşında olacak, çoğu ölmüş olur ve yaşayanlar da yoğun bakımda olur :p
Ama eğer her ay 500 TL fazla alırsa 240.000 parası oluyor adamın 2050'de.
Arkadaşlarının yaş ortalaması da 25 diyelim.
Gelelim sene 2050'ye;
Arkadaşları 65 yaşında olacak, çoğu ölmüş olur ve yaşayanlar da yoğun bakımda olur :p
Ama eğer her ay 500 TL fazla alırsa 240.000 parası oluyor adamın 2050'de.